Emek Ege: Uygun’un tek eksiği kupaydı
05 Ekim 2009
“Ancak bir gerçek var ki, tarzı beğenilse de beğenilmese de “Bülent Uygun’un Sivasspor’u” Türk futbolunda sadece Trabzonspor’un başardığını gerçekleştirmeye çok yaklaştı hem de 2 sezon üst üste… Üzücü olansa tüm bu başarıyı tek karede resmedecek, tesis duvarlarına asılacak “kupalı bir fotoğrafın” mevcut olmaması…”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Gereksiz çıkışlarını ve zaman zaman sarfettiği manasız cümleleri bir tarafa koyarsak, Bülent Uygun’un geçtiğimiz 2 senede elde ettiği başarıları ardından birlikte büyüdüğü, geliştiği camiayı bırakması ya da bırakmak zorunda kalması-hissetmesi-hissettirilmesi gerçekten futbolumuzun istikrardan nasibini almamış yüzünün en temel yansıması.
Nedir Bülent Uygun’un ayrılmasına sebep, hadi mantıklı bir şeyler bulmaya çalışalım. Acaba şunlardan hangisi olabilir bu “Elveda’nın” açıklaması? :
- 2 yıl zirveye oynamış takımında derin kadro yapılanmasına giderek farklı bir şablona dönmeye çalışması ama bunu yaparken de geçen 2 aya rağmen henüz istenilen çizgiye takımın gelememiş olması (Bunu yazarken meslek hayatının başında genç bir teknik adamdan bahsediyoruz)
- Geçmişte uygulattığı sistemi bir kenara iterek yerine aldığı oyuncuların istenilen performansı gösterememiş olması
(Transferler ardı ardına gelirken basındaki genel kanı Sivasspor’un olumlu yönde gittiği idi, sonuçlar negatif olunca bakış açısı farklılaştı)
Açıkçası aklıma daha fazla madde gelmiyor olumsuz manada yazılacak ve görevden ayrılmasını mantıklı kılabilecek. Kesinlikle görevde kalması ve bu zorlu süreci aşmaya çalışması gerekirdi. Bu zorlukları göğüslemeye çalışması teknik adamlık kariyerinde ki gelişimine de çok ciddi katkısı olacaktı. Sonuç olumsuz da olabilirdi ama bu bence cesur bir teknik direktör için mesleğinin başında deneme değerdi üstelik krediniz varken, 2 yıl üst üste üst sıralarda yer almışken.
Bülent Uygun’un geçmişteki sistemini değiştirmek istemesi ve yeni oyunculara yönelmesini anlayışla karşılıyorum, burada hata yapılabilir ama yapılabilecek ilk eleştiri defans kurgusunu yapılandırmada yaşanılacak sıkıntıyı görmezden gelmesi olabilir. Bilica-Diallo ikilisinden birini kaybedip diğerini gönderip yerlerini Fenerbahçe’de 2 sene boyunca zaman zaman da forma giyse potansiyeli belli olan Yasin ile doldurmaya çalışması ilk göze çarpan hataydı. Zaten takım savunmasında yapılan hatalar olmasa en azından mağlubiyetlerin sayısı azalabilirdi.
Yine de bana göre böyle bir hata yapılmış olsa da bir teknik adamın tüm yaptıklarının üstünü bir çırpıda silmek olmamalı yapılması gereken. Bülent Uygun devam etmeliydi, Türk Futbolu’nun geçmişten genel bazı geleneklerini değiştirmek adına Sivasspor’da çok önemli şeyler yaptı ve bu nedenle tercihi ayrılık olmamalıydı yine futbol geleneğimize yer etmiş en ufak başarısızlıkta kaçanlara-kaçıranlara inat.
Emek Ege’nin belirttiği kupa mevzuuna gelince bence Bülent Uygun’un başarı anlamında kupalı ya da kupasız olması çok da önemli değil. Sonuçlar sadece kupalar ile ölçülmez, elimizde yeterince sayısal veri var aç gözleri doyurmaya yetecek türden. Bülent Uygun özellikle ilk senesinin ardından 2. senesinde düşüş beklenirken takımını daha yukarı taşımayı başararak gereken başarıyı göstermiştir. Alex Ferguson’un ilk şampiyonluğunu 6 yıl sonra kazandığı klişesini satır arasında belirterek başarının alkışlanması ve istikrarın sağlanması için kriterin kupa olmaması gerektiği kanısındayım. Bülent Uygun kupaları aratmayacak derecede başarılı 2 yıl geçirdi Sivas’da.
Burada en üzücü nokta futbol tarihimizde yeni bir sayfa açmak için ilerleyen bir takımda bu devrimciliğin tersine gelenekçi bir tavır sergilenerek teknik adam ile yollar ayrılıyor. 2 yıllık başarının üstünü örtecek türden yanlış bir uygulama olduğu kanısındayım.
Tüm bunların ardından Türk Futbolu’nun değirmen gibi teknik adam öğüten döngüsüne dahil olmamasını dilemek şu için yapılacak en önemli şey. Daha önce Ertuğrul Sağlam için de yazmıştım bunları, Bülent Uygun için de geçerli: Kesinlikle bu düzenin içinden sıyrılmaları için yurtdışına çıkması gelişimi, kariyeri açısından çok daha faydalı olur. Bu aşamada tatmin edici bir teklif ile karşılaşıp karşılaşmayacağı ise bir muamma olsa da Yurtdışı sadece futbolcularımı için değil kesinlikle Teknik Adamlarımız için de hedef olmalı, o profesyonelliği onlarda tatmaktan kendilerini alıkoymamalı. Uygun için en büyük temennim bu olabilir.
Şampiyon Olamamak, Sorunların En küçüğü…
Bülent Uygun’un neler başardığı belli. Emek Ege’nin dediği gibi 3 Büyükler dışında sadece Trabzonspor’a nasip olan bir başarıyı, şampiyonluğu, hem de iki defa tekrarlamaya çok yaklaşmış bir takımın yaratıcısından bahsediyoruz. Bu kolay bir şey değil, ancak ifadedeki tanımlama bence biraz sorunlu; ”tek” eksiğin kupa olması… Bunu incelemek, Bülent Uygun’un ve Sivasspor’un neden bu hale geldiğini anlamak için gerekli diye düşünüyorum.
Bülent Uygun, tarihinde hiçbir büyük başarısı bulunmayan bir takıma, belki de daha önemlisi bir kente, şampiyonluk adaylığı ve Avrupa’da mücadele etme heyecanını yaşatan bir isim her şeyden önce. Bunu tarih boyunca başaran çok az isimden birisi. Sivasspor, şampiyonluk yolunda çekiştiği takım taraftarları dışındaki diğer taraftarlardan büyük bir destek gördü; “biz olmazsak Sivasspor şampiyon olsun.” Düşüncesi, 2 senedir vardı, ta ki geçen sezona kadar… Geçen sezon, Sivasspor maalesef Sivaslılar dışında herkes tarafından itici bulunan bir takım haline geldi. Ve yine maalesef, bunun en büyük sorumlusu, başarının mimarı Bülent Uygun’du. Yaptığı talihsiz açıklamalar, yakın olduğu milliyetçi-muhafazakâr çizgiyi fazlaca öne çıkarması, diğer takımlara adeta nefretle ve küçümsemeyle bakması vs. bu iticiliğin en temel faktörleriydi. Hâlbuki Sivasspor, güzel futbol oynamasa da, sahadaki mücadelesiyle, hırsıyla, 3 Büyüklere kafa tutmasıyla, herkesin gönlünde taht kurmuştu. Böyle devam edebilse, 1 – 2 sezon içerisinde Türk Futbol Tarihi’nin 5. şampiyonu olmaları hiç de uzak bir ihtimal değildi. Ama olmadı…
Şöyle bir örnekle devam etmek istiyorum; Jose Mourinho, futbol tarihinin belki de en itici teknik direktörlerinden biri. Kibirli, yüksek egolu, herkese ters gidebilen, herkesle kavga edebilen, söyledikleriyle zaman zaman terbiyenin sınırlarını zorlayan bir kişi. Ancak, aynı zamanda dünyanın en büyük teknik direktörleri arasında. İşin sırrı da burada aslında, Mourinho Porto, Chelsea ve Inter’le yaptıklarıyla bu gücü kendisinde bulabilirken, Bülent Uygun, yalnızca 2 sezon şampiyonluk potasında olmakla kendisini bu kefeye koyabiliyor. İşte, Emek Ege’nin dediğine katıldığım nokta bu; eksikliklerden birisi de kupasızlık, somut bir başarının olmaması.
Ayrıca, Bülent Uygun’un bu sezon yaptığı çok önemli hatalar da var. Takımın önemli parçalarını yollaması, yerlerini doldurabilecek isimler transfer etmemesi, bunda statla fazlaca uğraşmaktan doğan bütçe sıkıntısı da etkili elbette, eleştirilerden etkilenip takımına hücum oynatmak isterken takımın sistemini bozması ve en iyi yaptığı işi, savunmayı ve mücadele hırsını yok etmesi vs. Yani, sorun sadece iticilik ya da kupasızlık değil, Bülent Uygun’un bizzat teknik direktör olarak yaptığı yanlışlar da bugün gelinen noktada etkili oldu.
Kısaca, ortada herhangi bir kupanın olmaması, şampiyonluk haricinde Türkiye Kupası da alınamadı, Bülent Uygun’u bu noktaya getiren nedenlerden en küçük olanı. Kamuoyunda bu kadar itici olmasa, kadroyla bu kadar çok oynamamış olsa ve bu sezon Sivasspor en azından orta sıralarda yer almış olsa, eminim ki Bülent Uygun görevine devam ederdi. Mesele başarı yakalamakta değil, başarıyı hazmetmekte… Başarı önemli, ama o başarıyı devam ettirebilmek… İşte Bülent Uygun’un en temel hatası bu, cümleye güzel başlasa da, onun devamını getiremedi…
Bülent Uygun, gerçekten bu isim 3 yıldır ülke futbolunda bir Türk teknik adam olarakta süper ligde 2 yıldır adını şampiyonluk adayları arasında duyurmuştur.Trabzonspor dan sonra 3 klüp dışında şampiyonluk kupasına en çok yaklaşan bir anadolu takımınıda çalıştırmak onun için büyük bir başarı..
başarının arka planı önemli bence…İnanmak…Bülent hoca bence gerçekten buna inandı ve inandıracağı fubolcu ve teknik heyetle birlikte bu başarılı grefiği yakaladı…
Biz 2010 Dünya kupasına gidemediğimiz hayal kırıklığına uğradığımız şu dönemde çok iyi kararlar vermeliyiz..Milli takımın başına kim gelecek yerli mi olacak yersiz(yabancı) mi soruları sorarken başarının istikradan geçtiğini yediden yetmişe herkes biliyor…
işte burada İstikrar denilince bence Türkiye de akla ilk gelecek isim Bülent Uygundur.Bence karizması ve gösterdiği başarı grafiği Sivasspor canım gibilerinden küçümsenmeyecek kadar önemlidir.İnsan elindeki malzemeye göre bir iş yapar..Malzemeniz gümüş ise gümüş değerinde olur yaptığınız ürün..ama malzeme altın ise altın değeri kazanır..Ustalık aynıdır aslında malzeme değişmiştir.Gümüşe Ustasında iş yokmuş diye iyi olmamış gözü ile bakabilirmiyiz…ne kadar anlamsız olur değil mi?
Bülent Uygun’un bir kupa apoleti olmayabilir ama ben inanıyorum ki ona şans verilirse şayet oda omuzlarına Milli takımda bir başarı apoleti ekleyecektir.
Sabır Gösterilmeliydi
Karol Pecze’den boşalan teknik direktörlük görevine Bülent Uygun getirildiğinde çok zor durumdaydı Sivasspor.Süper Lig’de ilk sezonunu yaşayan Sivasspor ligde tutunmaya çalışıyordu.Ancak bu ilk haftalarda pekte mümkün gözükmüyordu.Takım ligin alt sıralarına demir atmıştı.Uygun buna rağmen göreve geldiği ilk sezonda takımını düşme hattından uzak tutmayı başarıyor ve ligi 8.sırada tamamlıyordu.Diğer iki sezonsa malumunuz…Uygun’un ikinci sezonunda Sivasspor’un şampiyonluk yarışında söz sahibi olması ve ligi 4.sırada tamamlaması kimilerine göre tesadüftü.Ancak bir sonraki sezonda Beşiktaş ile girilen şampiyonluk yarışı ve şampiyonluğun kılpayı kaçması artık tesadüf kelimesinin duyulmaması anlamına geliyordu.Sivasspor Trabzonspor dışında şampiyonluk kazanan bir diğer Anadolu kulübü olmaya çok yaklaşmıştı.
Bülent Uygun’un lige yeni çıkmış Sivasspor’u şampiyonlukta iddaalı bir takım haline getirmesi Fransız basınının bile dikkatini çekmişti.Fransızlar’ın prestijli gazatelerinden Le Monde Bülent Uygun’u Türk Guy Roux olarak nitelendiriyordu.Guy Roux Auxerre’in başında tam 44 yıl geçirmişti.Auxerre’i amatör kümeden devralıp birinci lig şampiyonluğuna kadar taşımıştı.Ancak bütün bunları yapabilmesinde arkasında ona yeterli zamanı tanıyan ve gerekli sabrı gösteren bir yönetimle çalışması onun en büyük avantajıydı.Tabi ki Guy Roux biri birinci ligde olmak üzere iki şampiyonluğu,bir UEFA kupası yarı finalini,bir şampiyonlar ligi çeyrek finalini kısa vadede elde etmemişti.Ama Bülent Uygun’a yeterli zaman tanınmadı Sivasspor camiası tarafından.Alınan kötü sonuçlar sebebiyle baskı altında kalan Uygun istifa etmek zorunda kaldı.
Keşke taraftar,yönetim ve medya tarafından biraz sabır gösterilseydi Uygun’a.İstifaya davet edilmeseydi taraftarlar tarafından.Keşke Sivasspor’u hayal dahi edemeyeceği yerlere getiren bu adama biraz daha tahammülleri olsaydı.Bülent Uygun belkide sadece Sivas için değil Türk futbolu için bir çıkış yolu olurdu.Ama olmadı.Sivasspor başa dönmeyi tercih etti.Artık sıradan bir Anadolu takımı oldular.Şampiyonluk onlara çok uzak.
Evet,Bülent Uygunun yaşadığı duruma yüzeysel olarak
baktığımızda,artıları çok fazla,eksileri çok az ve tek eksiği kupa
demek.İlk bakışta mantıklı görünüyor.Ancak biraz açarsak,sadece
futbolda değil,bütün spor dallarında önemli olan birinci
olmaktır.Takımların ve bireysel sporcuların,uzun ve ağır hazırlık
dönemlerinin bütün amacı,hangi katogoride yarışacaksa yarışsın
birinciliği elde etmektir.Sokaktaki bir çocuğa bile sorsanız
bilirki,bir saliseyle bile kaybetsen,tarih birinciyi yazar.Spor
müsabakalarını izlenir ve heyecanlı kılanda budur.Gelelim büyük
hoca,büyük takım ve büyük oyuncu kavramına,bu o kadar kolay değil,bir
müsabakayı veya bir final maçının büyük bir bölümünü,hatta koca bir
sezonu çok iyi oynamış olabilirsiniz.Ancak birde maçların içinde ve
sezonun son bölümünlerinde final bölümleri vardır.İşte bu anlar büyük
oyuncularla,büyük hocalarla,iyi oyuncu ve hocaları birbirinden
ayırır,kısacası,önemli olan müsabakaların final bölümlerini lehine
çevirmektir.Bu noktada,futbolu diğer spor dallarından ayıran en önemli
özellik,dünyada futbol haricindeki bütün spor dallarının gerçek anlamda
spor olarak algılanıyor olmasıdır.Birinciliği kazananlar rakiplerince alkışlanıyor ve takdir
ediliyor.İkinci,üçüncü ve diğerleriyse,başaramadığı için gereksizce
baskı altına alınmıyor.İkinciliğin en ufak bir öneminin olmadığının
bilincinde olanlar,psikolojisini bozacak kadar aşırı tepki görmemenin
verdiği rahatlıkla,bir sonraki müsabakaya çok çabuk konsantre
olup,kendini geliştirmek için çalışıyor.Bizim ülkemizde durum
farklı.Süreyya ayhan örneğinde olduğu gibi,bütün spor dallarına aynı
pencereden bakılıyor.Kazananın alkışlanmasından çok,kazanamayanları
linç etmekle uğraşılıyor,buda,ikinci üçüncü olanların iyi geçirilmiş
bir sezondan sonra üstüne koyacağına,geriye gitmesine sebep
oluyor,fikrini paylaşıp yol göstermek ayrı şey,söylemeye hakkın olmayan
hakaret içeren sözler söyleyip,insanların psikolojisini bozmak ayrı
şey,maalesef,ülkemizde bu ikisini birbirinden ayıramayan yazarlar var,bu akibete uğramış çok sayıda’da hoca ve sporcu var.Ancak
Bülent Uygun’un durumu onlardan farklı,herkes tarafından el üstünde
tutulurken,takdir edilirken,final
bölümlerinde,söylemleriyle,yaptıklarıyla,takımı taşıyamadı.Aynı olmasa
bile benzer bir örneği,Ertuğrul Sağlam’da Beşiktaş kulübünde
yaşadı,sonuna kadar getirmenin hiç bir önemi yok,önemli olan sonucu
almak,Mustafa Denizli Beşiktaş’ı alıp şampiyon yaptığında,futbol
ulemaları Ertuğrul Sağlam’ın Beşiktaş’ı zaten sıralama olarak,puan
olarak iyi durumdaydı diyor,sonuçta önceki sezonda’da Ertuğrul Sağlam’ın
Beşiktaş’ı sıralama olarak iyi durumdaydı,ancak sezon bittiğinde
şampiyon değilseniz bu hiç birşey ifade etmiyor.Bu bağlamda en yakın
örnek olduğu için geçen sezon Mustafa Denizli’nin,sezon finalindeki
duruşuyla,yönetim tarzıyla karşılaştırdığımızda,Bülent Uygun’a
kesinlikle büyük hoca diyemeyiz,başarısızda diyemeyiz,buna adayken,biraz sallanınca pes etti demek daha doğru olur.Önemli olan işler iyi
giderken değil,aksine işler kötü giderken duruma hakim olmaktır,futbol
ulemaları klasik olarak Bülent Uygun Sivası değilde üç büyüklerden
birini çalıştırsaydı farklı olurdu diyeceklerdir,onun için Ertuğrul Sağlam örneğini
verdim,çünkü o,Mustafa Denizli’nin şampiyonluğa ulaştırdığı,ancak
kendisinin finali idare edemediği için başarılı olamadığı üç
büyüklerden Beşiktaş’ı çalıştırıyordu.Son olarak belirtmek
istiyorum,büyük başarılara imza atmak için yürünen yollar dikenli.Bu
yolları,büyük bir özveriyle geçen insanlara hakkını
verelim,başarılarına bir yenisini eklediklerinde,bunlara bahane bulmak
yerine takdir edelim.