Burcu Hakyemez: Sporcularımıza zaman tanımıyoruz
05 Ekim 2009
“Bence Polonyalılar diğer spor dallarının hepsine önem veren ülkeler gibi, sporu ve sporcuyu hangi dal olursa olsun başarılı ya da başarısız takdir ediyor. Biz takdir etmiyor muyuz? Evet belki ediyoruz ama sabırsızlığımız yüzünden başarı gelmediğinde, bekleme, zaman tanıma ve ondan sonra eleştirme huyumuz maalesef yok. Bu sebepten dolayı da sporcularımız ve teknik adamlarımız çok çabuk deforme oluyorlar.”
Bu görüşle ilgili yazılarınızı bekliyoruz.
Eleştirilsel Bakmak
Bizim spor camiası ve sporseverler olarak şunu ayırt etmemiz gerek
İyi eleştiri ile kötü eleştiriyi ayırt etmemiz gerek bu tüm spor dalları için geçerli iyi yazılmış bir eleştirden sporcularımız çok şeylerin farkına varabilir yaptığı hatalara görebilir sporcu olarak görmediği yerden o yazılara bokuyarak değişik feyzler alabilir ve yaptığı hatalaraı en aza indirebilir.Ama böyle yazan kişiler mağlesf çok az zira bir bölümü ya tv karşısından yada o takım hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadan(acaba sakatı var mı,bu hafta nasıl çalıştı) ya idmanları takip etmeden ve kendi kafasında belirlenmiş bir takım taktiksel fikirlerini de ortaya döker yazarlar vede birde maç sonuç kötü olursa bu tip yazı yazmayı sevenler için bulunmaz bir malzeme çıkar.Yukarıda bahsettiğim gibi onlar için önemli olan takımın ne oynadığı önemli değil önemli olan kafasındaki taktiği takım uygulayabiliyor mu? Şayet yapıyorsa ben demiştim gibi kleş kelimeler şayet yok ise hoca kötü taktik kötü ve cağdışı oyuncular çalışmıyor.
El insaf bu oyuncular ve teknik heyet bir hafta boyunca idamanlarda büyük emek sarfediyorlar ve bazen sakat sakat çıkıyorlar büyük fedkarlık yapıyorlar kamplarda kalıyorlar her hafta sonu ama sonra bir maç sonu inanılmaz kötü eleştiri artık günümüz çağında her yerden habere ulaşmak yazarları okumak kolay internete bağlanmak çok kolay ve bu yazıları okuan oyuncular nerede ise sokağa çıkmaz hale getiriyoruz ve sonra başarılı ol diyoruz bi sonra ki turnuva veya şampiyonada bu bu kadar kolay mı?
Artık spor medyasının kendine çeki düzen vermesi gerek eleştiri yapmak için elşetirilmemeli ve yoksa bu gidişle yakında bu ülked sporcu yapan insan bile bulamayız evet eleştirelim ama eleştiri yaparken sporcularından insan olduğunu ve hataların insanlara mağsus olduğunu onlarında bir yaşam ve ailesi olduğunu unutmamalıyız.Bu kolay mı ülkemizde hiçde kolay olduğunu sanmıyorum
Garip bir ruh halidir, Türk insanının sporcularından beklentileri… Hiç bir şey vermeden sadece beklemek ve önüne konanla yetinmemek, beraberinde de kendini dev aynasında görmeye çalışmak… Garip bir ruh hali…
Mesela koca bir sene boyunca bu memlekette kimse voleybolla ilgilenmez, hatta tabiri yerindeyse suratına bile bakmaz. Koca bir sezon “bir avuç” karşısında oynanan maçlar ve kocaman bir değer bilmemezlik. Sonra Avrupa Şampiyonası veya Dünya Şampiyonası gibi büyük bir organizasyon gerçekleşir ve milli takım yenilirse “bak görüyor musun, yine bir şey çıkmadı bizden” deyip bir de yerden yere vururuz. Kızarız, eleştiririz. Dünyanın kabul ettiği en önemli sporlardan birini “amatör spor” kategorisinde değerlendirerek hem de…
Nerden peydahlandığı belli olmayan bir “cüret” bu. Yatırım yapmışız, ilgilenmişiz, ülke olarak kendimizi geliştirmişiz gibi konuşma hakkı buluruz kendimizde.
Gelen başarının değerini vermede de, başarısızlıklara göğüs germede de, sabredip yatırım yapmada da sorumuz aynıdır belki de; “cüret” problemi…
Bu sadece voleybola has bir durum da değil; futbol dışında kalan spor dallarının hemen hepsi için bu “cüret” geçerli.
Sıkıyoruz, boğuyoruz, zarar veriyoruz, yoruyoruz ve sonunda kimilerini tammamen kaybediyoruz.
Sabır ise büyük erdem ve ne yazık ki henüz bizim topraklara hiç uğramadı…
Yurtdışında yaşıyorum. Polonya’ya oldukça yakın yaşadığım bu ülkede başka spor dallarına, futboldan daha çok önem veriliyor. Burada farklı olan nokta ise toplumun ve yönetim birimlerinin diğer spor dallarına da (ülkenin 1 numaralı sporu kadar olmasa da) gereken ilgiyi göstermesi.
Önde gelen dallar tabii ki daha ciddiye alınıyor ve emin olun çok sert eleştiriler de yapılıyor. Yani çok sık olmasa da bizdeki kadar ileri gidebilecek yorumlar geliyor. İş, bu noktada daha çok o eleştirilerin hedef aldığı insanlarda bitiyor.
İnsanların genel hal ve tavırları Türkiye’ye göre çok daha rahat. Belki bu özgürlüklerle ilgili ya da tamamen toplumun yapısıyla ama o rahatlık burada yaşayanların eleştiriler karşısında da rahat olmalarını sağlıyor. Çok fazla düşünmüyorlar, kafalarına takmıyorlar. Etkilenseler dahi tepkileri bize göre daha soğuk kanlı oluyor.
Ben bizdeki durumu ise sıcak kanlı olmamamıza bağlıyorum. Sıcak kanlı olduğumuz için belki daha cana yakınız ve samimiyiz ancak yine sıcak kanlı olduğumuz için hemen sinirleniyoruz, duygusallaşıyoruz ve tepki gösteriyoruz. İşte yapılan eleştiriler karşısında çabuk deforme olmamızın nedeni bana göre bu…
Kısaca sert, acımasız ve maksadını aşan eleştiriler emin olun dünyanın her yerinde var ancak konu edilen kişilerin bu tip durumlardan etkilenmeleri ve gösterdikleri tepkiler yurtdışında çok daha farklı oluyor.
Türkiye de global anlamda süregelen başarılar elde edilmemesi bahsedilen eksiliğin bence en önemli nedenidir.
Futbol açısından bakarsak, gelen dünya üçüncülüğünün ardından diğer birinci sınıf takımlar gibi süregelen katılımlar gerçekleştirseydik sanıyorum milli takıma dair eleştriler bu kadar yüklü olmazdı.
Klüp takımları açısından da yine aynı nokta daha da büyük etkendir.
Galatasaray Uefa kupasını kazandığı sırada, Sevilla la Liga da küme düştü. Sonra ki süreci değerlendiren Sevillalı yöneticiler, bundan sonraki senelerde emin adımlarla kalıcı ve sürekliliği olan başırılar için alt yapıyı kurdular ve çarkları çalıştırmaya başladılar.
İşte bu yüzden sevilla ilk senelerinde uefadan elendiklerinde bunu eleştirmek yerine ders çıkartıp üstüne koyarak bugünkü durma geldi ve kötü sonuçlar karşısında bizde ki kadar eleştri orda olmadı… Galatasaray puan olarak en alt seviyede olan trömsoye elendiğinde eleştiri durumu içler açısıydı…diğer sene yine sonra yine .. eleştiren insanlar aynı kalemleri tekrar tekrar kullandılar aynı şekilde.
Basketbol içinde kadın valeybolu için de en büyük etken bence budur. Gelen avrupa ikinciliği sonrasında ki bir başarısızlık ve süregelen eleştiriler herkesce biliniyor. Takımın en büyük oyuncusu Mehmet Okuru bile bu takımdan bu eleştiriler attı.. Örneğin ilk 5in dışanda hiç kalmamayı başarabilseydi Milli Takım, artçı şoklar gibi gelen mağlubiyetlerde bu kadar eleştri olurmuydu bilemem…
Benim en az eleştrilmesini beklediğim ve en büyük desteğin verilmesini öngördüğüm branş, kadın voleybolumuzdur. önümüzdeki turnuvayıda en az ilk 5 içerisinde bitirebilirsek olumlu eleştiriler bence artar ve yaptırımları son derece yararlı olur.
Çünkü büyük bir spor camiası olduğunuzda beklenmedik hezimetler geçiştirilebilir.
Bu eleştiri konusunda en örnek olay bence, Avrupa Futbol şampiyonası başlamadan önce en büyük favorilerden gösterilen İngilterenin turnuvaya gidememesi, bu depremin içinden artçı şoklar dahi görmeden çıktılar çıkacaklar da çünkü onlar büyük bir ekip..
Avrupaya baktığımızda ana branşlarda daima devler arasında kalabilecek olan kadın voleybolumuzu daha da destekleyelim ….
BİZ KİMİZ?
Biz;
Mehmet’i vatan haini ilan edeniz.
Ayşe’yi ‘OKUR’ istemeyiz. Okula göndermeyiz.
Biz zaferi ‘yüreğiyle’ kovalayanız!
Başımıza icat çıkaranları, sistemli çalışmayı sevmeyiz.
Biz Süreyya’yı ‘Kop’a; Elvan’ı ‘ayılara’ teslim edeniz.
Biz takımız!
Başarı hepimizin;
Başarısızlık, ya olumsuz zemin koşullarının,
Ya da düdük çalanındır.
Biz tarafız!
Kadıköy’le, Beşiktaş-Mecidiyeköy gibi,
Hep karşı karşıya…
Biz üşengeçiz!
Hep son dakikada…
Biz misafirperveriz!
Yeni transferi havaalanında bekleriz.
Lakin havaalanından hiç gitmeyiz.
Deplasman mağlubiyetlerinden sonra da bekleriz.
Yüzlerde hırs, ellerde sopa…
Biz beraberiz!
Ama beraberlik sevmeyiz.
Biz oyunu değil, sadece kazanmayı seveniz.
Biz yüce gönüllüyüz!
3’ün, 5’in hesabını yapanı sevmeyiz.
Ancak her hafta 3 puan, hep 5 fark olsun diye bekleriz.
Biz sabırsızız!
6 ayda adamın eline bavulunu veririz.
‘Gus’arız öfkemizi, Ha(i)ddin(k)i bildiririz…
Biz Hrantız! Ama Dink değiliz.
Hep yarım yamalak, Hep kaytarmaca…
Biz ‘Çarşı’yız!
Ama pazarı da severiz.
Mezara kadar (kader) der, Pazar ‘20.45’te istifa ettiririz.
Biz alın teriyiz!
Alnımızın teriyle çalışır,
Bir aylık asgari ücretimizi, karaborsada ‘derbiye’ veririz.
Biz hakkımızı ararız!
Sahada istediğimizi görmezsek;
Kapağı açılmamış küfürler üretir;
Kinimizi pet şişeye koyar, adrese teslim ederiz.
Biz sporu severiz!
Futbola tapar;
Diğerlerini hobi niyetine takip ederiz.
Biz hızı severiz!
Schumacher’i E-5’te sollar,
Kurtköy’ü transit geçeriz.
Biz değer bileniz!
Yıllarca hizmet veren sporcuyu,
Alkışlar yetmez, ıslıklarla emekli ederiz.
Biz;
Sahaya biz gibi çıkarız,
Yenersek; biz gibi gideriz soyunma odasına, evimize.
Yenilirsek…?
Bizler bir sporcuyu değerlendirirken sadece perfornmansını değil bütün yaşamını da değerlendiririz.
Onun hata yapmadan maç dışında kameralara gözükmemesini sadece mükemmel bir performans sergilemesini bekleriz. Onu genelde ya cennetlik yada cehennemlik yaparız. Mesela çocukluktan yeni çıkmış, karekterini yeni yeni oturtan Arda normal bir insanın yaptığı gibi kız arkadaşıyla gezdi diye bir kaç cahilce laf etti diye günah keçisi ilan edildi. Avrupa bunu ne yapsın denildi. Sanki avrupada bir cristiano ronaldo yokmuş gibi, bir rooney yokmuş gibi.
Bir başka örnek Mehmet Okur; sakatlığı nedeniyle veya tanjevic’le anlaşamadığından milli takıma katılmadı. Etiket tabiki hazır. Hemen yapıştırdılar: vatan haini dediler. fedakarlık yapmıyor dediler. Ama all-star olduğunda, bir çırpıda 43 sayı attığında göğüslerini gere gere gururlanmadılar mı? vay be demediler mi?
Peki ya Süreyya Ayhan bir yarışta birinci değilde ikinci oldu diye linç etmeye kalkmadık mı?
Biz ne zaman sporcularında insan olduğunu anlayıp, onlarada hata hakkı tanırsak o zaman dünya sahnesine adım atabiliriz. Olimpiyatlara yeni yerler görmeye değil madalya almaya, derece yapmaya gideriz.
TÜRKİYE’DEKİ SPOR ANLAYIŞI(!)
Türkiye gelişmekte olan bir ülke. Gelişmekte olan ülkelerin diğer dünya ülkelerine kendisini tanıtması gerekir. Günümüzde bu tanıtmanın en kolay yolunun sportif alanda elde edilen başarıların olduğunu söyleyebiliriz.
Ülkemizde spora ve sporcuya değer ve önem verilmiyor, yeterli yatırımlar yapılmıyor. Yakın bir örnek 2008 pekin olimpiyatları. Ülkemiz bu olimpiyatlardan kaç madalyayla döndü daha da önemlisi kaç sporcuyla o olimpiyatlara katıldık. Biz bu olimpiyatlara 50’nin üzerinde sporcu gönderdik fakat sadece 8 madalya kazanabildik. Peki, bu 50’yi aşkın sporcularımızın içinde neden hiç takım sporu yok. Bu dalda birinci sırada 110 madalya ile A.B.D geliyor. Biz neden 110 madalya alamıyoruz? NEDEN?..
Ülkemizdeki lisanslı sporcu sayısı gelişmiş ülkelere oranla epeyce az bunun 1 numaralı sebebi olarak alt yapı eksikliğini gençlerimizin özellikle kız çocuklarımızın spora yönlendirilmemeleri geliyor. İlkokullarda 1.2.3. sınıflarda beden dersleri hafta da 2 saat yapılıyor ve sınıf öğretmenleri bu derslere giriyor. Bu beden derslerini bazı öğretmenlerimiz matematik dersi olarak geçiştiriyorlar ve spora ilgisizlik ilk olarak bu yaşlarda başlıyor. 4. ve 5. sınıflarda ise haftada sadece 1 ders beden eğitimi dersine beden eğitimi öğretmenleri giriyor ve çocuklar ilk spor sevgisini o zamanlarda öğreniyorlar fakat beden eğitiminde öğretilen düzen alıştırmaları çocukları sıkıyor dolayısıyla spordan ve beden eğitiminden iyice uzaklaşıyorlar geliyorlar ortaokula önlerinde her sene girecekleri hayatlarını belirleyecekleri 3 önemli sınav var beden dersleri test çözmekle geçiyor zaten 1 saat ne yapabilirsin ki, dershanelerden okula harıl harıl ders çalışma temposu. Çocuklar sosyal ve sportif etkinlikleri unutuyorlar. Liseye gelelim daha da önemli olan bir üniversite sınavı, çalışmaları daha 9. sınıfta başlıyor.9. sınıfta 2 saat olan beden dersi 10. sınıfta 1 saat oluyor ve daha sonraki sınıflarda beden dersi kalkıyor. Peki, sonuç nedir? Şişman tembel sağlıksız nesiller bir de bu yaşlarda farklı yönlere yöneldiler mi ne beklersiniz bu nesillerden, spor nerde? Bu hadiseyi sadece beden derslerinin yetersizliğine ve sınav sistemine yıkmamak lazım. Okullarımız, il gençlik spor müdürlükleri, belediyeler bunların ortak görevleri gençlerin sporu sevmesi değil mi? Ne çalışmalar yapılıyor bu konuda? Kurslar açılıyor mu? sporu teşvik edeci çalışmalar yapılıyor mu? Buna rağmen hala sporcularımızdan çok büyük başarılar bekliyoruz. Kaç sporcu sponsor bulamadığı çalışma imkanı olmadığı için sporu bırakıyor? Ne yetenekler var gün ışığına çıkartılamıyor. Küçük çaplı spor kulüplerine destek çıkılmıyor. Tesis yok. Buna rağmen devlet hala daha olimpiyat düzenleme dünya kupası düzenleme hayallerinde. Biz alt yapıyı sağlam tutmasak gençlerimize sporu sevdirmez en sağlıklı dönemlerinde bir sınav için spordan uzaklaştırırsak sporcuya destek olmasak okul takımları kurmasak tesisleşme yapmasak nasıl gerçekleşecek tüm bu hayaller? Bu konuda bilinçlenmemiz çok önemli sadece bir branşta değil yapabildiğimiz tüm branşlarda başarı kazanmamız o branşlara da önem vermemiz gerekiyor. Bu alanda medyanın da çok büyük etkisi var.
Televizyonlarda spor haberleri kaç dakika sürüyor? Kaç tane spor müsabakalarını yayınlayan kanalımız var? Özellikle spor haberlerinde her gün 3 büyüklerin çalışmalarına yer veriliyor. Amatör sporcularımızdan haberimiz yok. Bu alanlarda bu imkânsızlıklara rağmen büyük başarılar elde ediliyor. Peki, kimin bundan haberi var?
Spora ve sporcuya değer verelim destek olalım yoksa madalyalar gelmez, dünya kupasına gidilmez, hayaller gerçek olmaz..!